“Hiçbir ayna, tekrar demir olmadı. Hiçbir ekmek dönüp de yeniden buğday olmadı. Hiçbir üzüm tekrar koruk hâline dönmedi.
Piş ve olgunlaş, yani iyice yan ki, bozulmaktan kurtul!”

3 Mayıs 2012 Perşembe

bir garip pınar


karmakarışığım buaralar..hem benim hemde benden çok uzak...hep dünyada kalacakmışım gibi hissediyorum,hiçbirşey değişmeyecekmiş gibi..hem de yaşamıyor,hayatın içine dahil değilim gibi..ne konuşuluyorsa tefsirde tersiyle hayatıma dahil ediyorum.iyice bi bat pınar dedi ayşe dibi  bir gör bakalım..dipsiz bir kuyuya düştüğümü nerden bilsin..dünyanın dibi yok,battıkça batıyor insan.zorları konuşurken,zorluk kolaylıktan önce gelirken,acıyı tatmaktan hemde iyice acıyı bahsederken,ye_iç_yat dünya sana güzel hissiyle başetmeye çalışıyorum,üstüne bizim bey tarafından umursamazlıkla,hayata karsı rahat davranmakla suçlanıyorum.içim isyan halinde dışım sükunet,pek kimseyle konuşmak-görüşmek de istemiyorum(bizim kızlar hariç)..sonra sadece Ben'e hoşgelenlerimi istiyorum deyip.....
deyip deyip durmak hali....kendime isyan etmek istiyorum...


AYA KIZMIŞIM BEN,
İŞTE BÖYLE, KAPKARANLIK BİR GECE OLMUŞUM.
PÂDİŞAHA KIZMIŞIM, ÇIRILÇIPLAK BİR YOKSUL OLMUŞUM.
GÜZELLER SULTANI GEL DEMİŞ, EVİNE ÇAĞIRMIŞ BENİ,
BEN BİR YOLUNU BULMUŞUM, YOLA BAŞ KALDIRMIŞIM.
SEVGİLİM BAŞ ÇEKER, NÂZ EDERSE,
GAMLARA ATAR, KARARSIZ KORSA BENİ,
BİR KERE BİLE ÂH DEMİYECEĞİM İNAT İÇİN,
ÂH’A DA KIZMIŞIM BEN.
BİR BAKARSIN ALTINLA ALDATIR BENİ O,
BİR BAKARSIN, ŞANLA ŞEREFLE ALDATIR BENİ.
OYSA ALTIN FİLAN İSTEMİŞ DEĞİLİM O’NDAN,
ŞANLA ŞEREFE HELE, ÇOKTAN BOŞVERMİŞİM BEN.
BEN BİR DEMİRİM, MIKNATISTAN KAÇIYORUM,
BİR SAMAN ÇÖPÜYÜM BEN, MIKNATISLARA YAN ÇİZMİŞİM.
BEN ÖYLE BİR ZERREYİM Kİ,
BÜTÜN ÂLEME İSYAN ETMİŞİM.
HAVAYA, TOPRAĞA İSYAN ETMİŞİM,
ATEŞE, SUYA İSYAN ETMİŞİM, ALTI YÖNE İSYAN ETMİŞİM,
BEŞ DUYGUYA İSYAN ETMİŞİM,
AMA TOPRAK, ATEŞ, SU DA NEYMİŞ Kİ,
ALTI YÖNDE NEYMİŞ, BEŞ DUYGUDA NE?..
BENİM, HİÇBİR ŞEY UMURUMDA DEĞİL...
SEVGİLİDEN GAYRI!               
                     MEVLANA...
Ayşe bu hem benim hem senin içindi..isyan ancak bu kadar yakışırdı insana..

12 Mart 2012 Pazartesi

zaman...






Elindeyse zamana,
dur, geçme diye dayat!

Bir sigara içmekten daha kısa hayat...

  N.Fazıl Kısakürek







nicedir yazamıyorum gene,yiğenim yine susmuşsun demese farketmeyeceğim ne kadar zaman geçtiğini.öyle bir geçer zaman ki diye bir dizi var ya az önce fragmanına takıldı gözüm,diziyi izlemiyorum ama anladığım kadarıyla bir ailenin yaşam döngüsü..dizinin ismi çok anlamlı geldi nedense,öyle bir geçiyor ki zaman,bazen döve döve,bazen seve seve ama illa geçiyor hemde öyle bir geçiyor ki..fragmanı izlerken yazamadığım şu zaman içinde bile neler yaşandı hayatımda diye gözümün önüne getirdim,eh dizi kadar reytinglik :) konular olmasada baya bişey yaşanmış.ne yazık zamanın gerisinde kalmak,en kötüsü de yaşadığının farkında olmamak..bakıldığında hiçbirşey değişmiyor gibi sanki her şey aynı ama değişiyor bişeyler,hiç bişey olmasa da insanlar,hayat..
bu aralar ki hayat felsefem _becerebilirsem_'değişmek'..zihnim öyle dağınık ve bulanık ki kelimeleri toparlamakta bile zorluk çekiyorum..değişmek istiyorum,hayatıma değen tefsirle,hayatımı yeniden şekillendirmek istiyorum..islami hayatın sınırlarını kalın çizgilerle çizerken Bakara suresi,çizginin çook dışında kalmışlığımdan kurtulmak,hayatımı yeniden şekillendirip değişmek istiyorum..
hayatlarımızı islami hayat tarzıyla yeniden şekillendirmek
hepimize nasip olur inşaallah...



nagihan,ceren sizi çok özledim...

28 Aralık 2011 Çarşamba

.............

kime benziyorum acaba?
beyazidi bestami hazretlerinin hayatını okurken,hz.Ebubekir'e benzediğini öğrendim.şemailini okurken sami efendi geldi aklıma,O'nun resmi canlandı gözümde,demek O'da hz.Ebubekir'e benziyormuş,hz.Ebubekir(ra)da Resullullah(sav)''e.benzemek,sevmek...kime benziyorum diye bakınca şöyle kendime..bulamıyorum..ne yediklerim benziyor,ne giydiklerim,ne de halim o benzemek istediklerime.günler,aylar nasıl geçiyor anlamıyorum,hiçliğe ulaşmaya çabalarken koca koca kayalar çıkıyor önüme.muharremin naifliğinden sonra,saferin şiddetli hali,bugün ilk çarşambası safer ayının. bolca dua etmek,sığınmak lazım,gözyaşı lazım...


Gözyaşı, salihler için paha biçilmez manevi bir hazinedir.
Gözyaşı, kalbin hassasiyetine rakikliğine delildir.
Gözyaşı, salihin tekâmülüne bir işarettir.
Gözyaşı, Hak yolcusunun yegâne sığınağıdır.
Gözyaşı, nedamet manasını taşır ve Allah’a bir nevi tevbedir.
Gözyaşı, Hakk’ın merhametini tahrik ve merhametini celbeder.
Gözyaşı, yokluğa erenlerin saadet sermayesidir.
Gözyaşı, asinin kurtuluş ipidir, hülasa gözyaşı,
vuslata erenlerin yegâne dayanağıdır.
                              Mahmut Sami Ramazanoğlu

6 Aralık 2011 Salı

Tesbih iyidir...

''Tesbih iyidir.' demiştim bir kehribar tesbih elime geçtiğinde. Gerçekten güzelmiş, iyiymiş. Okul bahçesinde, yollarda, otobüslerde, bir yerlerde otururken dilimi harekete geçiriyor bu tesbih. Beni zikre zorluyor. Sübhanellah diyorum. Eksiklikten münezzeh olan Allah'ı anıyorum. Elhamdülillah diyerek O'na şükrediyorum. Bütün varlığımla Allahu ekber demeye çabalıyorum.Absürd planlar, kurgular yapmaktan alıkoyuyor beni. Ruhum saçma sapan boş hayallere daha az dalıyor. Elim bu tesbihe her gittiğinde, bana bu tesbihi hediye eden zat sebebiyle Nakşi silsilenin ulularını hatırlıyorum.İçimde bir yanış... Bilincimi diri tutuyor bu tesbih. Beni artistlik yapmaktan alıkoyuyor. Günahlarım ve savruluşlarım canımı yakıyor.Diyelim ki otobüsteyim ve ayaktayım. Kitap okumak çok zor. Çünkü otobüs sıkış tıkış, trafikte araçlar zar zor ilerliyor. Elim cebime dalıyor, oradan o kehribarı kavrayıp çıkarıyor. Dilim dönmeye başlıyor ağzımda: La ilahe illallah, La ilahe illallah, La ilahe illallah... Bir süre sonra kopuyorum o ortamdan. O sıkıntı ve zorluğun etkisi gittikçe azalıyor. İnsanlar flulaşıyor. Dışarısı güzelleşiyor. Akıp giden ağaçların güzelliğiyle bütünleşiyorum. Yağmur ve rüzgarı duyumsamaya başlıyorum. Bir güneş doğuyor içime.
Zeytin çekirdeği... 99'luk.Esma’ül-Hüsna_99.Herbiri bir ismi simgeliyor.tesbihi çektikçe her bir esmanın tecelligahı oluyor mürid. Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmış oluyor. Kemal mertebesine doğru üruc ettikçe zeytin çekirdeğinin izleri kayboluyor. Yani o tesbihi çektikçe esma ile bütünleşiyorsun. Kimbilir kaç yılda. Yaşamak böyle bir şey. Böyle yaşamak ne güzel: Allah'la...Parmaklarınız her bir taneye değdikçe; bir halkanın, bir dairenin verimli dönüşüne katılmış olacaksınız. Çizgisel ilerleme safsatasının insanı tanrılaştıran, Tanrı'yı kovan-etkisiz hale getiren itikadi inhirafından kurtulacaksınız. 'La ilahe illallah' dedikçe yaşadığınızın farkına varacaksınız. Evreni, varlıkları ayakta tutan bu sözdür. Bu söz söylenmezse her şey bir yokluğa mahkum edilmiş demektir. Bu sözün kabullenilmeyişi, yokluğu kıyamettir. Bu sözün bilinçle, kalble tekrarlanışı kıyamdır.
tesbihte inanılmaz lezzetler var. Derin anlamlar var; niyetin sahih olursa. Bir tesbihiniz olsun sizin de. Fazla modern olmazsınız böylece. Modernizme bir küçük meydan okuma olabilir.Hele bir de Allah dedirtiyorsa, esteğfirullah dedirtiyorsa... Allah'a yaklaştıran, yozlaşmaktan uzaklaştıran bir araç.
Allah u ekber ve lillahil-hamd....''(Mustafa Nezihi_Dünya bizim)

2 Aralık 2011 Cuma

muhteşem süleyman...

perşembe günü okulda Talha Uğurluel'in  muhteşem süleyman isimli semineri vardı.güzeldi hamdolsun,öğrencilerde farklı bir ufuk,muhabbet oldu sanki.ne çok ihtiyaç var böyle hakkıyla anlatılmasına tarihimizin,eğer bir yerlerde görürseniz bu seminirin ilanını katılmanızı tavsiye ederim.tarihiyle yüzleşmekten ne çok korkan bir milletiz malesef,kilit altında herşey.nedeni niçini tartışılır,polemik oluşturmak istemem burda,ama koca bir geçmişi ya yok sayıyoruz,ya karalıyoruz.seminerin genel konusu muhteşem yüzyıl adlı dandik(özür dilerim ama bişeyler eklemeliydim ismin yanına aslında daha fazlasını hakediyorlar)diziye tarihi gerçeklerle cevap vermekti.semineri izlerken geçmişe gittim yeniden içimden çıkmayan bir utancım var benimde Hürrem sultan'a karşı,yıllar önce kiraze diye bir kitap okumuştum,ardından istanbul'a gittiğimizde süleymaniyede sultan süleyman'ın mezarını ziyaret edip,hürrem sultanın türbesine sırtımı dönmüştüm,bir fatiha okumadan hatta ona okumam gibi bişeylerde söylemiştim herhalde,dehşete düşmüştü eşim.Allah'tan  Osman Hocamız eşime Osmanlı kitabını hediye etmiştide,farklı bir bakışla yeniden tanışıp özür üstüne özür dilemiştim sultan vahdettinden,hürrem sultandan...işin acı tarafıda doğru dürüst şikayet almıyormuş dizi,farazi bir adla,dizidekiler hayal ürünüdür,kurgudur falan dense bir nebze diyeceğim ama öyle de demiyorlar herhalde...kurduğu vakıflarla değilde,yüzükleriyle,kıyafetleriyle anıyoruz hürrem sultanı...mevzu derin çok şey söylemek istiyorum ama,kelimeler bile kısır hınçlı bir öfke hissediyorum...kanımız donmuş sanki,kapısında st.sophia yazan mübarek ayasofyaya nasıl alışmışsak,haremden gecelik kız beğenen!!!!,öyle gösterilen kanuniye de,hayat felsefesi takıp takıştırmak,saray entirikaları çevirmek olan hürrem sultanada öyle alıştık.oysa almanlarca bile en büyük kanun koyucular arasında sayılır Kanuni,bir mektubuyla çarları dize getirir,ömrünü sefer meydanlarında geçirir,vakfiyeleri hala devam eder hürrem sultanın ama biz vakfiyelerini değilde yüzüklerini meşhur ettik...dizinin reklamına,afişine bile gözüm ilişince korkuyorum yarın Kanuni benden hesap sorarmı yapamadığım hiçbişey yüzünden....dedim ya çok şey var söylenecek....

''Ne Osmanlı padişahının annesi, padişah sefere çıkınca sarayda entrikalar çevirir ne de padişahların özel hayatının günümüzde bile ağzımıza alamayacağımız şekilde aksettirilir. Kanuni’nin odasında bulunan Hırka-i Şerif gibi diğer dini objeler oradayken nasıl böyle bir çarpıklığa insan inanabilir. Bunlar, Avrupa’nın tarihini anlatıyorlar, tarihi yanlış anlayanlar mutlaka olacaktır ama dikkat edilmesi gerekiyor.osmanlıya oryantalist bakış açısıyla bakılıyor nedense. Osmanlı Kadınefendilerini konu alan tarihi roman furyası ile dizilerle birlikte tarihin nasıl bu kadar acımasızca karalanabileceğini ve masum insanlara nasıl bu kadar kolay iftira atılabileceğini görmüş bulunmaktayım.Dünyayı yöneten bir sarayın mensuplarına ithaf edilen akıl almaz hafifliklerde aslında gerçeklerle bağdaşmıyor,nedense senaristler bunların farkında değil.gayri ahlaki tavırlar içinde gösterdikleri Osmanlı Kadınları, en büyük hayır kurumları ve camileri inşa ettirmiş, para ve makam düşkünü karalamalarına karşı Onlar, dev külliyelerle toplumun hayatına hayat olmuş, cahil ve evinden çıkamaz iftiralarına karşı da en büyük okulları inşa ederek cevap vermişlerdi. O dönemdeki bir çok devlet başkanı tarafından bile saygı gören büyük bir padişahı ve ailesini, sarayda çeşitli entrikaların içinde yer almış gibi yansıtmak tarihe yapılan bir saygısızlıktır.'' talha uğurluel

27 Kasım 2011 Pazar

sus(ama)mak!

susabilsem,söylediğim herşey pişmanlık,geceleri uykum kaçıyor çoğu,yine çok konuştum,neden konuştum..vs diye.küçükten böyleydim zaten,ne çok pişmanlık var hayatımda,konuşmasam sussam,dinlesem.ama gerçekten sussam,içimle beraber,dışım sükun içim fırtına olmasa.illa fikir beyan etmek zorunda değilim herşeyde.kaç kere duymuş,okumuşumdur bu mübarek hanımın kıssasını,ama hiç şimdi ki kadar anlamlı gelmemişti.ayetlere bile yorum katabiliyorum çoğu zaman,bırak normal konuları,ne deli cesareti....
yazılarımdan çok pişmanlık duymuyorum nedense,acaba yazarken okunabilme ihtimali olduğunu düşünüp,daha bir seçerek mi yazıyorum.ama ben iliğime kemiğime kadar biliyorum ki,ilahi kasetim doluyor,söylediğim dünyaya düşen her kelimem asılı kalıyor havada,yakama an gelip yapışmak üzere.daha öncede olmuştur meylim susmaya dair ama....
''Hamuş!.. Dedi Mevlana kendisine Hamuş!… Yani Suskun!… Sustuğu yerde açıldı kapılar önüne serildi ışıltılı kelimeler kalbi duygular… Hamuş!.. dedi sustu Mevlana… Sustu ve kapandı karanlıklara… Karanlıklara Şems doğdu sonra… Baktı… Gördü… Adına Aşk dedi… Candan özge candan öte olana… Yaprakta tohumu damlada okyanusu gördü sonra…''
susarsam kainatın sesini,kalbimin sesini duyabilirim belki yada susarsam,aşık olurum belki bende,hiç çok konuşan aşık bilmem,susar aşıklar,yemeden içmeden kesilirler ama ille susarlar,derin derin dalarlar...
karmakarışık bişeyler oldu galiba,yazılarımdan pişman olmuyorum pek dedim ya,muhtemelen bundan pişman olacağım......

20 Kasım 2011 Pazar

cehalet mutluluktur!




















akşam izlediğimiz bir filimde karşılaştığı olayların garipliği karşısında uykuları kaçan bir polis;'cehalet aslında mutlulukmuş,eskiden yaşadığım dünyayı anladığımı sanıp bebek gibi uyurdum şimdi dünyanın gerçek yüzünü gördükçe uyuyamıyorum'tarzında bir cümle kurdu.bende çakan şimşekler,tefsir derslerinden sonra çoktan uykuyu döneği kaybetmeliydim aslında,gözyaşı yoldaşım,dua sığınağım olmalıydı ama...
cehennemin korkusundan uyuyamıyorum demiş bir mübarek(ismini hatırlayamıyorum),tanıyorum,biliyorum bu korkuyu yakinen,12-13 yaşlarındaydım geceleri uyuyamazdım,kıyamet korkusundan,haberleri dinleyemezdim,gecelerim gözyaşı ve duayla geçerdi,namazın,duanın sığınak olduğunu o zamanlar farketmiştim sonra geçti hepsi,dünya sarıp sarmaladı,mutlu oldum arkadaşlarımla!!ailemle!,kardeşlerimle!kıyafet derdim oldu,dersler hedefim...sonra üniversiteye hazırlanırken tekrar baş gösterdi korkularım,namaz yoktu hayatımda o zamanlar göğsüm daralırdı,nefes alamazdım korkardım hem de çok,namaz girdi yeniden hayatıma ozamanlar,rahatladım,nefes almaya başladım,sonra tümüyle değişti hayatım.islamı öğrenmeye başladım,evlendim.bundan 11 sene öncesi,korkularım öğrendiklerim karşısında şiddetlenmişti,gökgürültüsünün sesiyle benzimin sarardığını evin içinde oradan oraya koşuşturduğumu hatırlıyorum,Salaten Tüncina duası sığınağımdı,hemen hergün okurdum.sonra Hatice Ablayla derslere başladım,azaldı korkularım yavaş yavaş,olması gerekektiği gibiydi halim başlarda ama sonra kaçtı ipin ucu.Rabbin Rahmetini gaflet olarak yorumladı nefsim,körleşip sağırlaşmaya başladım sanki.derslerin etkisi akşama kalmamaya başladı,sarhoş gibi çıktığım derslerin akşamı-sabahı ahh! ve vahh!larla devam etti hep.cehalet öğrendiklerin karşısında hiçbir şey yapmamak galiba.oysa 'biz size ağır bir yük yükledik'diyor Rab.benim halimse yükün mahiyetini öğreneyem taşırsam taşırım taşıyamazsam.....
öyle karmakarışığım ki hayat devam etmeli haliyle beraber,
çıkamıyorum içinden içimden...
2 ay olmuş bloğa yazı yazmayalı,taşınmak,yerleşmek...aslında ne çok şey var yazmak istediğim,ama bomboş geliyor şimdi herşey.yaşadığın hayata alışmak,unutmak,insana verilen en büyük ceza,buraları geçebilenler evliya.hayatımın kırılma noktalarını bulmaya çalışıyorum şimdi.okulda çocuklar kıyameti,alametlerini,kabri anlatmamı istediler,ablama sordum napayım diye,senden bunu istemeleri garip olmuş pınar sen korkarsın dedi.ama ben korkmadım,okudum,araştırdım anlattım,normal bişeyler anlatır gibi,anlattım geçti...neleri kaybediyorum yaşadığım hayat içinde,nelere alışıyorum,farkındalığım yok olmak üzere sanki...
herkes kendi hidayeti için,ihtiyacım olana beni hidayet et diye içten,yanarak Fatiha Suresini çokça okumalı dedi ablam.farkında,bilerek yaşamak ihtiyacım galiba.Huzeyfe(ra)namaz kılan(yatıp kalkan)bir adam görünce ne zamandır böyle namaz kılıyorsun diye sormuş,40 sene diyince adamcağız bu namaz seni hiç bir yere götürmez!...namaz farkındalığına ihtiyacım var,kainata bakışımı çevirip,gönül gözümle ayetleri okumaya ihtiyacım var.o zamanlar bulunduğum halden çıkmak için çok çabalamıştım,o zamanları özleyeceğimi hiç düşünmezdim ama korkuyla,gözyaşıyla uyanık geçen gecelere ihtiyacım var,öğrendiklerimle amel etmeye,hayatımı islam üzere yeniden şekillendirmeye,bolca duaya ve dua edebilmeye ihtiyacım var...